Yeraltına doğru inen asansör sarsılarak durdu. İçinden esmer bir kadın ve sarı saçlı bir adam indi. Önlerinde uzanan koridor boyunca yürüdüler. Koridorun sağı ve solu meşalelerle aydınlatılmıştı. Taş bir kapının önünde durdular. Kadın çantasından çıkardığı sapı işlemeli çakıyı kapıya sapladı. Kapı sağa doğru kaydı ve açıldı. Kadın içeri girdi. Yuvarlak büyük bir masa etrafında yedi adam oturmaktaydı. Gözler içeri girene çevrilmişti. Adamlardan biri gözlerini kadından ayırmadan, “Hayırdır Arwen bu saatte ve izinsiz ziyaretinin sebebi nedir? Umarım önemli bir şeydir. Yoksa bu küstahlığın yüzünden şuracıkta seni öldürürüm,” dedi.
“Tabi önce ben seni öldürmezsem Cornelius!”
Elinde silahıyla sarı saçlı adam şimdi tamda kadının yanında durmaktaydı. Cornelius şoktaydı. 
” Se- se- senin ne işin var burda?”
“İpliğini pazara çıkarmaya geldim diyelim.”
Cornelius elini belindeki silahına götürdü hemen. Ama sarı saçlı adam elindeki silahını ona doğrultarak, “Cık cık. Bu olmadı. On kusurlu hareketten birini yapıyorsun ama,” dedi.
Cornelius elini silahından çekerek,”Ne istiyorsun Kimi?” dedi.
…….
Yaklaşık bir ay önceydi. Formula1 yaz arasına girmişti. Almanya’nın bir sokağında yorgun adımlarla genç bir adam yürümekteydi. Elinde küçük bir valiz vardı. Geniş bir bahçesi olan kırmızı boyalı bir villanın önüne gelince durdu. Tam bahçeye açılan demir kapıyı açmak üzereydi ki arkasından gelen bir çığlıkla irkildi. Arkasına döndü hemen. Esmer bir kadın koşarak ona doğru gelmekteydi. Bir yandanda anlaşılmaz çığlıklar atmaya devam ediyordu. Kadın adamın yanına gelince durdu. İnanamayan gözlerle bakıyordu şimdi.
“Siz siz Sebastian Vettel’siniz dimi?”
“Evet.”
“Ben sizin en büyük hayranınızım. Hiçbir yarışınızı kaçırmadım. Odam sizin resimlerinizle dolu. Size aşığım ben ya!”
Vettel şaşkındı. Ne diyeceğini bilemedi. Kadın bir anda boynuna atladı. Sıkıca sarıldı. Vettel kadını uzaklaştırmaya çalıştı.
“Bakın bayan yanlış yapıyorsunuz. Benim bir sevgilim var zaten. Bu yaptığınız çok yanlış bir davranış.”
Kadın bu sözlerden sonra Vettel’e sarılmayı bıraktı. Gözlerinde yaşlar vardı şimdi. Hüzünlü bir sesle,”Demek bir sevgilin var. Bunu bilmiyordum.” dedi ve koşarak uzaklaştı. Nereden çıktığı belli olmayan bir otomobilde kadının arkasından yavaşça ilermeye başladı. Vettel arabadakinin bir an için Kimi Raikkonen olduğunu sandı. Ama saçma bir düşünceydi bu.
Bir beladan kurtulmuş olmanın verdiği rahatlıkla bahçe kapısından içeri girdi. Bir yandanda söyleniyordu,”İyi ki etrafta gazeteci falan yoktu.”
Anne ve babası evde yoktu. Herhalde alışverişe falan gitmişlerdi. Vettel kendini tvnin karşısındaki babasının koltuğuna bıraktı. Verilen yaz arasının bir kısmını ailesiyle, doğduğu büyüdüğü bu güzel mahallede geçirecekti. Tam hayallere dalmışken kapı çalındı. Kimdi acaba gelen? Annesi ve babasının anahtarları yanındadır mutlaka. Gene o kadın olmasında diye düşündü. Kapıyı açtı. Karşısında tanımadığı uzun boylu iri yapılı beyaz tenli bir adam duruyordu.
“İyi günler. Ben sigorta şirketinden geliyorum. Bay Bill Vettel’in bize ödemesi gereken miktarı almaya geldimde.”
“Ben oğluyum. Kendisi şu an yok burda. Ama ben yapabilirim ödemeyi. Elinizde belgeniz var mı?”
Adam Vettel’e bir takım kağıtlar uzattı. Vettel kağıtları hızlıca gözden geçirdi. Doğru söylüyordu. Vettel içeri girdi ve valizinden bir tomar para çıkarıp tekrar adamın yanına geldi.
“Buyrun. İstediğiniz miktar.” Adam parayı aldı.
“Teşekkür ederim bayım. Şu elimdeki kağıda da bir imza atarsanız tamam olacak.”

Vettel tekrar kendini koltuğa bıraktı. Masadaki kağıtlar gözüne ilişti. Sigortacı incelesin diye verdiği kağıtları almadan gitmişti. Boşver diye düşündü. Lazımsa zaten döner gelir almaya. 
Akşama doğru anne ve babası gelmişti. Tahmin ettiği gibi alışverişe gitmişlerdi. O gece Vettel anne ve babasıyla hoşsohbet bir zaman geçirdi. Mutluydu, huzurluydu. Her şey yolundaydı. Şampiyonada açık ara liderdi. Güzel düşüncelerle uykuya daldı.
Sabaha karşı kapı çaldı. Bir iki üç. Durmadan zile basıyordu birileri. Vettel odasından çıktı ve kapıyı açtı. Karşısında polisler vardı.
“Sebastian Vettel şike suçundan tutuklusun!”
Formula1 dünyasında kıyamet kopuyordu. Şampiyona lideri hapisteydi artık. Ferrari mekanikerlerinden John Ellias’tan takımla alakalı veriler alırken fotoğrafları ve görüntüleri vardı polisin elinde. Görüntülerde John Ellias Vettel’e bazı kağıtlar uzatıyordu. Vettel kağıtları kontrol edip içeri giriyor ve elinde bir tomar parayla dönüyordu. Daha sonrada parayı alan mekaniker ayrılıyordu Vettel’in evinden. Görüntüler uzaktan çekildiği içinde konuşmalar duyulmuyordu. Vettel’in gözaltına alındığı günün ertesi tüm dünyada hayranları meydanlarda durumu protesto etmek için toplanmıştı. Ama bir sonraki gün magazin gazetelerinde Vettel’in bir kadınla sarmaş dolaş fotoğrafları yer aldı. Sevgilisini aldatan bir adamdı artık o. Bu olaydan sonra hayranlarının desteğide zayıflamıştı. Taraftarların Vettel’in karakterine olan inancı zayıflamıştı çünkü.

Olayların üzerinden bir ay geçmişti. Vettel hala hapisteydi. Dava bir türlü sonuca ulaşmamıştı.
Esmer bir kadın arabasına bindi. Arabayı çalıştıracağı sırada arka koltuktan elinden silahla bir adam doğruldu.
Kimi Raikkonen silahı kadının kafasına doğrultarak,”Merhaba Arwen. Görüşmeyeli nasılsın? Biliyor musun hiç özlememişim seni,” dedi.
Kadın dikiz aynasındaki adamın ateş saçan gözlerine bakıyordu şimdi. Nedense korkmamıştı. Aksine sesinde bir sevinç vardı. “Kimi. Sen nereden çıktın şimdi?”
“Beni iyi dinle Arwen. Çevirdiğiniz bütün dolapları biliyorum. Seni uzun zamandır izliyordum. Vettel’e hayranı gibi yaklaşıp gizlice fotoğrafını çektirdin. Sonra Ferrari’deki ajanınızı kullanarak sigortacı ayağıyla şike yalanını uydurdunuz. Ama ben biliyorum bu işin başını. Şimdi beni Cornelius ve adamlarının mekanına götüreceksin tamam mı?”
“Bunu yapamam. Bu çok tehlikeli, öldürürler seni.”
“Yapacaksın!”

… Cornelius elini belindeki silahına götürdü hemen. Ama sarı saçlı adam elindeki silahını ona doğrultarak, “Cık cık. Bu olmadı. On kusurlu hareketten birini yapıyorsun ama,” dedi.
Cornelius elini silahından çekerek,”Ne istiyorsun Kimi?” dedi.
“Basının karşısına çıkacaksın ve Vettel’in suçsuz olduğunu anlatacaksın.”
“Sen çıldırmışsın! Bu benim sonum olur.” 
Kimi,”İyi ya. Bu tam da benim istediğim şey.” dedi.
Cornelius’un panik hali kayboldu bir anda. Pis pis sırıtıyordu şimdi. “Vur gitsin!” diye bağırdı. Kimi’nin arkasındaki adam silahını doğrulttu ve ateşledi. Çok geçti. Bir kadın bedeni yere yığılmıştı. Arwen kendini Kimi’ye siper etmişti. Bir an sonrada mahzene polisler girdi. Biri onlara haber etmişti anlaşılan. Kimi yerdeki Arwen’in başını tutuyordu şimdi ellerinde. 
“Arwen Arwen! Ölme sakın! Neden yaptın bunu! Neden!”
Son anlarını yaşayan Arwen güçlükle konuştu,”Geçmişte sana çok büyük kötülükler yaptım Kimi. Eşine tuzaklar kurdum, iftiralar attım. Affet beni, affet. Her şeyi sana olan aşkımdan yaptım ben. Ama seni hakeden Jenni’ydi. O eşi bulunmaz bir kadın. Ona da söyle affetsin beni …” 
“Arweeeen!”
Polisler Cornelius ve adamlarını kelepçeleyip tek tek bu yer altındaki mahzenden çıkardı. Kimi hala Arwen’in başındaydı. Kadın çoktan ölmüştü. Sırtına dokunan sıcak bir el hissetti Kimi. Bu Jenni’ydi. Gözleri dolmuş bir şekilde yerinden doğruldu. Jenni’nin gözlerine baktı. Onunda gözleri yaşlıydı şimdi. Sarıldılar birbirlerine. Komiser işbirliği için Kimi’ye teşekkür edecekti; ama manzarayı görünce vazgeçti.

“Mutlu pazarlar sevgili Formula1 tutkunları. Ben Serhan Acar. Birazdan başlayacak Belçika Gp’yle uzun yaz arası sona ermiş olacak. Pilotlar ve mekanikerler gridde artık son hazırlıklarını yapıyorlar. İlk cepte Red Bull’uyla Vettel var. Bu arada Vettel’in yanına eski dünya şampiyonu Kimi Raikkonen geliyor. Vettel Raikkonen’i görünce aracından indi. Sarılıyor iki pilot şimdi birbirlerine. Seyircilerden müthiş bir alkış tufanı kopuyor. Şimdi iki dünya şampiyonu koyu bir sohbete başladı. Aman Allah’ım yağmur başladı bir anda. Seyirciler hep ağızdan haykırıyor şimdi: GİTTİĞİN YAĞMURLA GEL KİMİ, GİTTİĞİN YAĞMURLA GEL!”

(Not: yazılanların gerçekle alakası yoktur. uzun yaz arasında böyle bir hikayenin iyi gideceğini düşündüm o kadar. hiç kimseye bir şey ima etmek niyetindede değilim. ayrıca john ellias diye biri de yoktur. : )

 

Özay Erdem

Yorum yok

Yorum Yap